Siz de Başarılı Bir Avukat Olabilirsiniz (Tüm Yönleriyle Avukatlıkta İş Geliştirme Yöntemleri)

Gelişime Açık Avukatların Dikkatine!

Serbest Avukat olarak yeni işler almakta zorlanıyor musunuz?

Müvekkil sayınız bir türlü artmıyor mu?

Hukuk Büronuzu yaşatmak her geçen gün daha mı zorlaşıyor?

Kurum Avukatı olarak kariyer basamaklarını istediğiniz hızda çıkamıyor musunuz?

Kurum kültürü içerisinde kişisel markanızı öne çıkarmakta ve yetkin bir hukukçu olmakta zorluk mu çekiyorsunuz?

Öyleyse size güzel bir haberimiz var. Başarılı Avukatların sırlarını bu e-kitapta sizin için bir araya getirdik. Sadece en iyilerin kullandığı yöntemlerle kariyerinizde ilerleme kaydetmek ve hedeflerinize ulaşmak ister misiniz?

En iyi tarafı da bu e-kitabı okuduktan sonra yeni müvekkilleri ve nitelikli işleri kendinize çekecek olmanızdır. Bu e-kitabı okumaya başladığınızda anda sonuç aldıran özel stratejileri öğrenecek ve kendinizi harika hissedeceksiniz.

Eğer Kurum Avukatı olarak çalışıyorsanız, profesyonel hayatta hedeflerinize ulaşmada ve kariyer sahibi olmada kullanabileceğiniz özel iş geliştirme tekniklerini ve sırlarını bu kitapta bulacaksınız.

“Siz de Başarılı Bir Avukat Olabilirsiniz” adlı eser bir yıl süren kapsamlı bir araştırma ve birçok uykusuz gece sonunda ortaya çıkmıştır. Kısa sürede ilerleme kaydetmek ve kendinizi profesyonel anlamda geliştirmek istiyorsanız mutlaka okuyun.

Hemen sipariş verin!  Satış fiyatı sadece 250 TL dir.  İletişim bölümünden siparişinizi ve e-kitabın ismini lütfen yazılı belirtin. Ödemenizi takiben 126 sayfalık e-kitabınız  e-posta adresinize gönderilecektir. Karabel Eğitim ve Danışmanlık Ltd. Şti.

Avukatlar İçin Etkili Konuşma Replikleri (İş Geliştirme)

Yeni insanlarla tanışmakta ve konuşmakta zorlanıyor musunuz?

Müvekkil Adaylarıyla yaptığınız iş görüşmelerinde, onları ikna etmekte ve işlerini almakta sıkıntı mı yaşıyorsunuz?

Sonuç aldıran yöntemlerle kariyerinizde ilerleme kaydetmek ve iş hedeflerinize ulaşmak ister misiniz?

Öyleyse size güzel bir haberim var. İş Geliştirme yaparken kullanabileceğiniz etkili konuşma repliklerini bu e-kitapta sizin için bir araya getirdim.

Kısa sürede ilerleme kaydetmek ve kendinizi profesyonel anlamda geliştirmek istiyorsanız mutlaka okuyun!

Hemen sipariş verin!  Satış fiyatı sadece 250 TL dir.  

İletişim bölümünden siparişinizi ve e-kitabın ismini lütfen yazılı belirtin. Ödemenizi takiben 24 sayfalık e-kitabınız  e-posta adresinize gönderilecektir. Karabel Eğitim ve Danışmanlık Ltd.Şti.

İÇİNDEKİLER

  • Giriş
  • Havadan sudan sohbetlerin önemi
  • Bilinçaltı emirlerinizi bekliyor
  • Kişisel şartlandırma tekniği
  • Ortak ilgi alanı nasıl bulunur?
  • Ayaküstü başarılı bir tanışma gerçekleştirin
  • Ofisinize gelen aday müvekkille ilk iş görüşmesi
  • Kurumsal müvekkil adayıyla iş anlaşması nasıl yapılmalıdır?
  • Bitirirken

Son Tepe

Hava ağırdı o gün. 23 Ağustos 1921. Haymana bozkırındaydık ve dünya, barut dumanıyla kaplı, kurşuni bir gökyüzünün altında sıkışıp kalmıştı. Bozkır kavrulmuştu; otlar sarıydı, toprak çatlaktı ve sıcak, her bir nefeste ciğerleri yakıyordu. Mangal Dağı’nın düştüğü haberi, sabahın erken saatlerinde gelmişti. Haberi aldığımda, göğsümün ortasında bir şeyin daraldığını hissettim. Nefes almayı unutmuştum sanki. Bir şeyi unutmak zordur ama insan hayatta kalmak istiyorsa bazı şeyleri geride bırakmayı öğrenmelidir.

Önümüzde gâvurun Kale Grotto dediği Güzelce Kale vardı. Taşlı ve tarihi surlarla çevrili bir tepe. Ama sadece bir tepe değil. Bir kurban sunağı gibi yükseliyordu bozkırın ortasında. Kayalık, taşlık ve acımasız. Yunan’ın 2. Kolordusu, tüm ağırlığıyla bu tepeye yükleniyordu. Ankara’nın kapısıydı orası. O tepeyi geçerlerse, gerisi sadece dümdüz yoldu.

Güneş, başımızın üzerinde değildi sadece; sanki içimizde, bağrımızda yanıyordu. Ter damlaları yüzümden akıyor, toza karışıp çamur oluyordu. Mataramdaki son bir yudum su… Sadece bir yudum. Ama içtim. Ağzımdaki metalik kan tadını silmeye yetmedi. Hiçbir şey yetmezdi o an. Tadı oradaydı, kalıcıydı, sanki savaşın tadı buymuş gibi.

Tepenin yamacında, küçük kayaların arasına gizlenmiş bekliyorduk. Hareket etmiyorduk. Sadece bekliyorduk. Beklemek, savaşın en uzun kısmıdır. Yukarıdan makineli tüfek sesi geliyordu. Amansız bir ses. Bir dikiş makinesi gibiydi. Düzenli, ritmik ve ölümcül. Havayı dikiyordu, her bir mermisiyle zamanı ve mekânı delip geçiyordu.

Yanımdaki Ali fısıldadı. Sesi hışırtılıydı, yorgundu. “Mehmet,” dedi. “Bu tepeyi vermezsek… Ankara kurtulur mu?”

Ona bakmadım. Cevap vermedim. Cevabı kimse bilmiyordu. Ya da herkes biliyordu ve kimse söylemek istemiyordu. Ama cevap vermeme gerek kalmadı. Çünkü o sırada gökten demir yağmaya başladı. Yunan topçusu, sığınağımız olan kayaları dövüyordu. Dünya sarsıldı. Toprak savruldu, kayalar un ufak oldu. Toz… Her yer tozluydu. Gözlerime giren toz, görüşümü bulandırdı. Tozun arasında uçuşan başka şeyler de vardı; küçük et parçaları, kumaş yırtıkları. Bunlar, biraz önce yanında durduğun adamların parçalarıydı.

Sadece süngümün parıltısını seçebiliyordum. İyi, çelik bir süngüydü. Mat, parlamayan ama keskin. Onu görüyordum, o bana gerçek geliyordu.

Bir komut yükseldi. Bir kırbaç gibi şakladı havanın içinde. “Süngü tak!”

Sesi duyunca, düşünmedim. Düşünmek, insanı yavaşlatır. Süngüyü yerine oturttum. Çıt sesi. O sesi seviyordum. Artık hazır olduğun anlamına gelirdi. Hücum emriyle hepimiz yerimizden fırladık. Allah Allah sesleri Haymana tepelerinde yankılandı.

Güzelce Kale’nin yamaçları dikti. Ayağımızın altındaki çakıllar kayıyordu. Kayıp düşmemek için tırnaklarımızı toprağa geçiriyorduk. Yukarı doğru, o dikiş makinesi sesine doğru koşuyorduk. Her bir adım, bir zaferdi. Her bir adım, bir ölüm riskiydi.

Sonra Yunan askeriyle burun buruna geldik. O an… O an, zamanın durduğu yerdir. Sadece bir an. Onların gözlerini gördüm. Vahşi bir korku vardı içlerinde. Ve benim gözlerimdeki öfke. İkisi çarpıştı. O anda artık tüfekler ateş almıyordu. Çok yakındık. Ateş etmek için zaman yoktu. Burası bir kasaphaneydi.

Savaşın gerçeği budur. Ateş etmek, mesafeli bir iştir. Ama süngü… Süngü, kişiseldir. Dipçiklerin kafataslarına inişini duydum. Boğuk, tok bir ses. Süngünün kemiğe saplanırken çıkardığı o gıcırdayan sesi… O sesi asla unutamazsın. Kemik ve çelik. Doğanın iki sert maddesinin savaşması gibiydi. Altımızdaki bozkır, dökülen taze kanla çamurlaşmıştı. O çamurun içinde, o kokunun içinde boğuşuyorduk.

Aniden, yanımdaki bir kayadan seken bir şarapnel parçası, omzumu sıyırıp geçti. Acı… Keskin, yakıcı bir acı. Ama o acı, beni daha da kendimden geçirdi.

Çarpışa çarpışa tepenin zirvesine ulaştığımızda manzara… İyi değildi. Güzel değildi. Dehşet vericiydi. Kayaların arası cesetlerle doluydu. O kadar çoklardı ki, üniformaların rengi seçilemiyordu. Hepsi kan rengiydi. Hepsi toz rengiydi. Hepsi ölüm rengiydi. Siperler, iç içe geçmiş ölülerin son kucaklaşmasına ev sahipliği yapıyordu. Hepsi bir arada, hepsi aynı çamurun, aynı kanın içinde. Güzelce Kale’nin taşları, üzerine sinen bu savaşı asla unutmayacakmış gibi görünüyordu. O taşlar artık sadece taş değildi. Bir tanıklıktı.

Yunan askeri, yamaçtan aşağı artık düzensizce kaçıyordu. Koşuyorlardı. Onları izlemedim. Tüfeğimin namlusuna yaslanıp soluklandım. Ciğerlerim acıyordu. Omzum acıyordu. Ama nefes alıyordum. Bu, o an için yeterliydi.

Ali’yi aradım. Yanımdaki, bana soru soran o çocuğu.

Onu buldum. Az önce sığınağımız olan o kayanın dibinde yatıyordu. Düzgün, temiz yatıyordu. Gözleri gökyüzüne sabitlenmişti. Ama o gökyüzünü görmüyordu artık. O, artık hiçbir şeyi görmüyordu. Şehadete ermişti. Ellerim titredi. Göz kapaklarını kapadım ve onu orada bıraktım. Bırakmak zorundaydım.

Biz burada sadece bir tepeyi savunmadık. Bunu biliyorduk. Biz burada bir milletin son nefesini, son kalesini savunduk. O tepe, o gün Ankara’nın değil, Türk’ün haysiyetinin kalesiydi. Eğer o tepeyi verseydik, haysiyetimizi de verirdik. Ve haysiyeti olmayan bir millet, ölmüş demekti.

Akşamın karanlığı çökerken, rüzgâr Haymana ovalarından acı bir feryat taşıyordu. O feryadı duyuyordum. Ama o feryat, özgürlüğün habercisi olan o amansız direnişin sesiydi. Acıydı, evet, ama aynı zamanda güçlüydü. Pes etmeyen bir sesti.

Güzelce Kale’nin taşları… O taşlar artık sadece taş değil. Her biri bir Mehmetçiğin kemiği, her bir çatlağı bir ananın gözyaşıdır. Ve o taşlar, orada durdukça, o günü hatırlatacak. Savaşın, acının ve hayatta kalmanın ne demek olduğunu hatırlatacak.

Artık güneş batmıştı. Bozkırın karanlığı, barut dumanından daha siyah ve daha sağırdı. Tüfeğimin namlusuna yaslanmış, titreyen ellerimle cebimden ezilmiş bir paket çıkardım. İçinde tek bir dal kalmıştı. Onu yaktım. Duman, ciğerlerimdeki barut kokusunu biraz olsun bastırdı.

Tepenin aşağısında, kaçan Yunan askerlerinin geride bıraktığı gölgeleri izliyordum. Sonra ayak sesleri duydum. Kayaların arasından bir siluet belirdi. Çamur ve kan içinde, aksayarak yürüyen bir adam. Süngümü tekrar kavramadım; artık çok yorgundum. Öleceksek de, bu son nefesimi bir sigara içerek vermek istiyorsan, öyle olsun dedim içimden.

Adam yaklaştı. Aramızda on adım kalınca durdu. Ay ışığı bulutların arasından sıyrılıp tepenin taşlarını gümüşi bir renge boyadı. Gelen adamın üzerindeki üniforma benimkiyle aynıydı. Yüzü tozdan tanınmaz haldeydi ama gözleri… O gözleri tanıyordum.

Mehmet?” dedi. Sesi çatallıydı, sanki boğazında cam kırıkları varmış gibi.

“Ali?” dedim. Sigaram yere düştü. “Sen… Sen aşağıda, kayanın dibindeydin. Gözlerin… Gökyüzüne bakıyordun Ali. Ölmüştün.”

Ali acı bir tebessümle yanıma oturdu. Göğsündeki büyük şarapnel yarasını eliyle kapattı. “Ölmek kolay değil Mehmet. Hele ki bu tepeyi vermemişken.”

Ona bakmak istedim ama bir şey beni engelledi. Bakışlarım istemsizce kendi ellerime kaydı. Ellerim tertemizdi. Ne kan vardı, ne de barut karası. Omzumdaki o yakıcı acı birden kesildi. Ceketimi araladım; şarapnelin parçaladığı kumaşın altında sadece pürüzsüz, soğuk bir ten vardı.

Tekrar Ali’ye döndüm. Ama o artık orada değildi. Yanımda sadece bir kaya vardı. Üzerinde dumanı hala tüten, benim az önce düşürdüğüm o tek dal sigara duruyordu.

Tepenin aşağısına baktım. Yüzlerce fener yanıyordu. Bizimkiler. Mürettep Kolordu’nun sıhhiyecileri tepeye tırmanıyordu. Bir ses duydum, çok yakından:

“Burada bir tane daha var! 1. Tümenden Er Mehmet.”

Eğilip kendime baktım. Kayanın dibinde, gözleri gökyüzüne sabitlenmiş, huzur içinde uyuyan o adama. Süngüsü hala elinde sımsıkı duruyordu. Yanında ise Ali yatıyordu. El ele tutuşmuşlar gibi, sanki son bir kucaklaşmayla tepeyi mühürlemişlerdi.

Ben oradaydım. Ve ben, artık orada değildim.

Rüzgâr Haymana ovasından esti. Soğuktu ama yakmıyordu. Artık mataramdaki o son yudum suya ihtiyacım kalmamıştı. Güzelce Kale’nin taşları bizi bağrına kabul etmişti. Biz artık bu tepenin kendisiydik.

Tarkan Karabel 2025

Gece Baskını

17 Haziran 1462. Eflak’ın zifiri karanlık ormanlarının ortasında, Târgovişte yakınlarında kurduğumuz devasa ordugâh, gecenin sessizliğine gömülmüştü. Ben, Dergâh-ı Âli’nin 35. Ortasından Yeniçeri Cafer; elimde ağır teberimle, Hünkârımız Fatih Sultan Mehmed Han’ın otağ-ı hümayununa giden dar koridorun başında nöbetteydim. Ormanın içinden gelen baykuş sesleri, o gece her zamankinden daha uğursuz, daha keskin geliyordu kulağıma. Karanlık ormanın içinden bizi sürekli gözetlediklerinden emindim.

Meşalelerin titrek ışığı, çadırların gölgelerini devasa canavarlar gibi toprağa düşürüyordu. Her şey bir saniye içinde değişti. Uzaktan gelen hafif bir at kişnemesi, yerini aniden cehennemden fırlamış bir uğultuya bıraktı. Ama garip olan şuydu: Gelenlerin ağzından ne bir Rumence nida, ne de bir yabancı çığlık çıkıyordu. Karanlığın içinden fırlayan atlılar, bizim ocağın ak börklerini giymiş, bizim gibi cenge kuşanmışlardı.

“Destur! Gelen bizdendir!” diye bağırdı ilerideki nöbetçi arkadaşım. Ama cümlesini bitiremedi. Kendi üniformamızı giymiş o gölgelerden biri, atının üzerinden eğilip arkadaşımın boğazını tek bir kılıç darbesiyle biçtiğinde, kanın meşale ışığındaki o sıcak parıltısını gördüm.

“Baskın var! Kafir içeri sızdı!” diye haykırdım ama sesim, ordugahın göbeğinde patlayan o devasa kargaşanın içinde kayboldu.

O an, tarihin en korkunç hilesiyle karşı karşıya olduğumuzu anladım. Kazıklı Voyvoda denilen o melun, II. Vlad, kendi adamlarına bizim kıyafetlerimizi giydirmiş, aramıza birer yılan gibi sızmıştı. Kimin dost, kimin düşman olduğu artık belirsizdi. Yeniçeri, yeniçeriyi vuruyor; karanlıkta parlayan her çelik, bir kardeşin göğsüne saplanıyordu. Dehşet, bir sis bulutu gibi çökmüştü üzerimize.

Tam o sırada, otağın hemen yanındaki Vezir Mahmud Paşa’nın çadırına doğru dört nala koşan bir atlı grubu gördüm. En öndekinin üzerinde bizim subaylarımızın giydiği sırmalı bir kaftan vardı ama yüzündeki o vahşi, o hayvani ifade… O gözleri asla unutamam. O, Vlad’ın ta kendisiydi. Elindeki kılıçla, çadırın önündeki muhafızları bir ekin biçer gibi devirdi.

Vezir-i Azam’ın çadırına daldıklarında içeriden gelen o boğuk hırıltılar ve etin kemikten ayrılma sesi, savaşın tüm kurallarının bittiği yerdi. Vlad, Sultan’ın çadırına girdiğini sanıyordu. Vezirleri, paşaları Sultan sanarak kılıçtan geçiriyor, çadırın içindeki ipek halıları taze kanla boyuyordu. O anki hırsı, o anki öldürme arzusu o kadar büyüktü ki, yanlış çadırda olduğunu fark etmesi birkaç kıymetli dakikasına mal oldu.

“Hünkâr’ın otağına! Can feda, Sultan’ı koruyun!” diye kükredi çavuşumuz.

Biz, Sultan’ın en sadık kulu olan Yeniçeriler, otağ-ı hümayunun önünde etten bir duvar ördük. Vlad, yanlış çadırı kana buladıktan sonra gerçek hedefine, bizim durduğumuz yere yöneldi. Atının nalları, yerdeki şehitlerimizin bedenlerine basarak üzerimize geliyordu. Göz göze geldik. O meşhur pala bıyıklarının altından sırıtan o iblisvari yüzü, meşale ışığında bir anlığına dondu kaldı. Aramızda sadece birkaç adım ve bizim teberlerimiz vardı.

Korkunç bir çarpışma başladı. Vlad’ın kılıcı, kalkanıma her vuruşunda kolumun kemiklerini titretiyordu. O, bir insan değil, sanki içine binlerce intikam ruhu girmiş bir gölgeydi. Yanımdaki yoldaşlarımın birer birer düştüğünü gördüm; kelleler kopuyor, kollar havada uçuşuyordu. Atlı düşman süvarileri çadırların iplerini kılıçlarla kesiyor, askerlerimizin kendi çadırlarının altında kalmasına neden oluyordu. Ama Yeniçeri barikatı sarsılsa da yıkılmadı. Bizim inancımız, onun deliliğinden daha güçlüydü.

Sultanımız Fatih Han, otağın içinden elinde kılıcıyla fırladığında, Vlad hedefine ulaşamayacağını anladı. Gün ağarmaya, ufuk kızıla boyanmaya başlamıştı. Şafak, onun karanlık oyununu bozuyordu. Bir ıslık çaldı ve beraberindeki hayalet süvarileriyle birlikte, geldikleri o karanlık ormana doğru, arkalarında bir ceset yığını ve cehennemden farksız bir ordugâh bırakarak süzülüp gittiler.

Sabah olduğunda, Târgovişte önlerindeki ordugâhımız bir mezbahayı andırıyordu. Ama en kötüsü bu değildi. Targovişte yolu boyunca kazığa oturttuğu binlerce askerimizin o sessiz çığlıklarını gördüğümüzde, savaşın sadece kılıçla değil, ruhların karanlığıyla da yapıldığını anladık. O gece, Padişah’ın çadırının önünde duran bizler için zaman durmuştu. Otağ-ı hümayun ayaktaydı, Sultan sağdı; ama o gece dökülen kanın kokusu, Yeniçeri’nin belleğine bir daha asla silinmemek üzere kazınmıştı.

Savaş tarihinin en cüretkâr suikast girişimlerinden biri olan bu baskın, bir imparatorluğun kalbine sızmanın ne kadar kolay, ama o kalbi söküp almanın ne kadar imkansız olduğunu gösterdi.

Tarkan Karabel 2025

İş Süreçleri Mühendisliği ile Hukuk Büronuzda Verim Artışı Nasıl Sağlarsınız?

İçindekiler

  • İş süreci nedir?
  • Standart bir iş sürecinin aşamaları
  • İş süreci mühendisliği hukuk büroları için neden önemlidir?
  • Verimsizlik yaratan iş süreçlerinde karşılaşılan hastalık belirtileri
  • Süreç mühendisliği hukuk büronuzda neleri iyileştirir?
  • Süreç mühendisliğinin işletmeye faydaları
  • Süreç iyileştirmede atılacak temel adımlar                                  
  • İş süreçlerinin ve görevlerin tanımlanması ve haritalanması                               
  • Örnek iş akış şeması                                                                         
  • Süreç iyileştirme öncelikleri nelerdir?  

İş süreci nedir?

Müvekkile değer sağlayan iş sonuçlarını elde etmek amacıyla bir girdiyle başlayan (evrak, insan gücü, hizmet) ve bu girdiye katma değer katılarak bir çıktı üretilen (tahsilat, anlaşma), birbiriyle bağlantılı adımlar ve işlemler dizisidir.

Standart bir iş sürecinin aşamaları

İş süreçleri mühendisliği hukuk büroları için neden önemlidir?

  • İş süreçlerinin belirlenmediği ve geliştirilmediği kurumlar, iç karışıklık ve birimler arası çekişmelerin sonuncunda güç kaybeder ve verimsizleşirler.
  • Kurumlardaki işleyiş sorunlarının %85’ine süreç ve organizasyon eksiklikleri, görev sorumluluk gri alanları neden olur.
  • Süreç yönetimi ve geliştirmenin olmadığı ortamlarda iyi çalışanlar bile kısa sürede hata yaparlar.
  • Çalışanlar karar alma süreçlerinde risk ve karar almaktan kaçınırlar. Soruna elçi olmayı tercih ederler.
  • Müvekkiller her gün daha çevik ve esnek yaklaşıma, hızla fayda yaratan iş sonuçlarına şiddetle ihtiyaç duymaktalar. 

Verimsizlik yaratan iş süreçlerinde sık karşılaşılan hastalık belirtileri

  • İşi kimin yapacağının ve nasıl yapacağının yazılı tarifinin olmaması (Gri alanlar).
  • Sıra dışı durumlarda belirsizlik ve inisiyatif eksikliği nedeniyle iş akışının duraksaması (Süreç kara delikleri).
  • İşi yapacak ve sorunu çözecek olanların yetkinliğinin düşüklüğü (Eğitim eksikliği).
  • Bilgi akışı bozukluğundan kaynaklanan yüksek maliyetli iş görme biçimleri (Yap – boz yöntemi).
  • Gerekli bilgi ve dokümana ulaşmak için harcanan fazla zaman (Çok emek – az iş).

Süreç mühendisliği hukuk büronuzda neleri iyileştirir?

  • Karar alma ve sorun çözme becerisi
  • Yaptığı işi sahiplenme duygusu
  • Hizmet kalitesi
  • Maliyet
  • Hız

Süreç mühendisliğinin işletmeye faydaları nelerdir?

  1. Tüm çalışanların kurumdaki rolleri, sorumluluk ve yetkileri netlik kazanır.
  2. Çalışanların çözüm odaklı karar alma becerisini geliştirir.
  3. İş akışlarına uygulanabilir kurallar getirir.
  4. İş süreçlerini hızlandırır, üretkenliği arttırır.
  5. Ekip iş verimliliğini ve işbirliğini yükseltir.
  6. Darboğazları, aksamaları kontrol ve iyileştirme olanakları sağlar.

Süreç iyileştirmede atılacak temel adımlar

İş süreçlerinin ve görevlerin tanımlanması ve haritalanması

  • Bir süreci tanımlamak demek, sürecin girdisini, çıktısını, tedarikçisini, müşterisini, başlangıç etkinliğini, bitiş etkinliğini, süreçte yer alan katılımcıları, süreç performansının hangi göstergelerle ölçüleceğini ve süreç sahibini belirlemek ve belgelemek demektir.
  • Görev tanımlarının oluşturulması kurumun performans teminatıdır.
  • Her bir sürece mutlaka bir süreç sahibi atanmalıdır.
  • Sürecin sahibi yoksa süreçlerde aksamalar olması son derece doğaldır.
  • Süreçler iş akış şemaları yardımıyla belirlenir ve haritalanır.
  • Akış şemaları süreç içerisindeki basamakların görsel olarak tanımlanmasını ve herkes tarafından anlaşılabilmesini sağlamaya yarar. 
  • Sürecin görsel olarak ifadesi
  • Mevcut sürecin doğrulanması
  • Süreç süresinin ve darboğazların belirlenmesi
  • Değer yaratmayan adımların belirlenmesi

Örnek iş akış şeması

Süreç iyileştirme öncelikleri nelerdir?

1.     İnsan odaklı iyileştirme

1.1 İş hedeflerinin tüm çalışanlar ve departmanlar tarafından anlaşılması

1.2 Süreçler hakkında bilgi sahibi olmaları

1.3 Kurum adına hızlı çözümler üretebilme ve karar alabilmenin geliştirilmesi

1.4 Kurum adına ölçülebilir risk alabilmenin geliştirilmesi

1.5 Çalışanların inisiyatif kullanması ve yetkilendirilmeleri

2.     Düşünce yapısının değişmesi

2.1 Daha önceki şartların geride bırakılması

2.2 Kurumun geleceği hakkında ortak bir anlayışa sahip olunması ve bunun iletişiminin sağlanması

2.3 Sonuç odaklı karar almayı öğrenme ve hayal kurma yoluyla destekleyen bir iş ortamı oluşturulması

3.     Sadeleştirme

3.1 Yalnızca katma değer yaratan adımların ele alınması

3.2 Kontrol ve karar adımlarının azaltılması

3.3 Yeniden işlem adımlarını ortadan kaldırmak için önleyici ve denetleyici sistemlerin kurulması

3.4 Tekrar eden faaliyetlerin ortadan kaldırılması

4.     Basitleştirme

4.1 Erken karar noktalarının oluşturulması

4.2 İşlerin mümkün olan en kıza zamanda başlatılması için zaman sınırlarının belirlenmesi

4.3 Çok amaçlı ve ekip odaklı çalışmak, yetki ve sorumluluğun arttırılması, onay süreçlerinin sadeleştirilmesi

Sonuç olarak, iş süreçlerinin bir disiplinle yönetilmesi ve geliştirilmesi, hukuk bürolarına kurumsallaşma, kalıcı iş standartları oluşturma ve sürdürülebilir bir iş modeline sahip olma imkanlarını sağlar. İş Süreçleri Mühendisliği, günümüz rekabet ortamında, müvekkillerine daha iyi hizmet vermek isteyen hukuk bürolarının vazgeçilmezi haline gelmektedir.

İş Stratejisi Planı & Alt Başlıkları Nelerdir?

Hukuk Büronuzun iş stratejisi planını ve plan alt başlıklarını aşağıdaki sorulara cevap vererek oluşturmanızı öneririm. Doğru yönlendirme, büronuzun etkin yönetimini ve gelişimini destekleyecektir.

Vizyon: Hukuk Büronuz 5-10 sene içerisinde nerede olacaktır?
Misyon: Hukuk büronuzun varlığının amacı nedir?
Değerler: İnandığınız değerler nelerdir?
Durum Analizi: Güçlü yönleriniz ve zayıf yönleriniz nelerdir?
Avantajlar: Nasıl daha farklı ve daha iyi olabilirsiniz?
Stratejik Hedefler: Vizyonunuzu gerçekleştirirken atmanız gereken adımlar nelerdir?
Temel Strateji: Güçlü yönlerinizi fırsatlarla nasıl buluşturacaksınız?
Başarı Karnesi: Performans kriterleriniz neler olacaktır?

İş Ortaklığının Barometre Soruları

Bir iş ortaklığını sonlandırıp sonlandırmama konusunda şüpheleriniz varsa aşağıdaki soruları öncelikle kendinize sormanızı öneririm:

  1. İçinde bulunduğum bu iş birlikteliğinden şu ana kadar edindiğim tecrübe ve performans benim için yeterli midir?
  2. Daha iyi olabilmesi için yapılabilecek şeyler var mıdır? Eğer varsa bunlar nelerdir ve ne kadar ilave süreye ihtiyaç vardır?
  3. Karşı karşıya olduğum bu durumu, sıkıntıyı veya sorunu altı ay, bir yıl veya iki yıl daha çekebilir miyim?

Bu sorulara vereceğiniz cevaplara göre mutlaka bir karar alın. Ya mevcut durumu düzeltmek için bir plan yapın ya da sona erdirin. Aynı şeyleri tekrar ederek farklı sonuçlar elde etmeye çalışmayın. Vaktinize yazık olur.

Serbest Avukatlıkta doğru ortak kimdir ve nasıl bulunur?

Nereye gittiğinizden çok kiminle gittiğiniz önemlidir. Tolstoy

Avukatların meslek yaşantılarında daha hızlı ilerleyebilmesi için ortaklıklar kurması ve meslektaşlarıyla birlikte ekip olarak çalışması önemlidir. Serbest Avukatlık tek başına yapılması zor ve zaman alan bir iştir. Doğru görev dağılımı yapıldığında ise iş ortaklarınızın zaman kaldıracını kullanarak daha fazla işi daha kısa sürede halletmeniz mümkün olur.

Sizinle aynı duyguları ve heyecanları yaşayan ortaklarla işi geliştirmek heyecan vericidir. Doğru ortaklıklar, büyümeniz ve kurumsallaşmanız için gereken müvekkil adedini ve nitelikli işleri size daha hızlı kazandırır. Doğru Ortak zayıf yönlerinizi tamamlayan, yapmak istemediğiniz işlere vakit ayıran kişidir. Böyle bir ortağı size Allah göndermiş gibi olur.

Doğru Ortağı bulmanız için öncelikle aramanız gerekir. Mevlana’nın dediği gibi “Arayan bulur”. Okul arkadaşlarınız olabilir. Bağlı bulunduğunuz derneklerdeki meslektaşlarınız olabilir. İş yaptığınız insanların yakın çevresindeki avukatlar olabilir. Doğru ortağı ararken dikkat etmeniz gereken bir numaralı kural: Kendi evinize akşam yemeğine davet etmek istemeyeceğiniz biriyle asla ortak olmamaktır. Öncelikle dürüst, samimi ve güvenilir olmasını gözetmelisiniz. Hakkında araştırmalar yapın. İçinde olduğu toplumun onun hakkındaki düşüncelerini öğrenin. Referans isimlerden hakkında bilgiler alın. Adayın güçlü yönleri ve zayıf yönlerini size anlatmalarını isteyin:

  • Neleri iyi yapabilir, neleri yapamaz?
  • Hukuki sorunlar yaşamış mı?
  • Devam eden borçları var mı?

Adayın istikrarlı bir geçmişi ve namuslu bir davranışı varsa, ortaklık başarılı olabilir. Ortaklık görüşmelerinde size anlattığı hayat hikayesi ve ortak iş yapma şartlarında günden güne değişiklikler olduğunu görürseniz, hemen görüşmeleri sonlandırın. Tutarsız, yanar döner kişiler size zarar verecektir.

Büyüme ve işbirliği odaklı insanları arayın. Büyümenize tanık olacak değil, katkı sağlayacak, ayak bağı olmayacak adayları hedefleyin. Neden ortak olmak istediğinizi birbirinize açıklayın:

  • Bu büro için vizyonun nedir?
  • Uzun vadeli hedeflerin nelerdir?

Ortaklık kurmak istiyorsanız, birbirinize iş mülakatı gibi aşağıdaki soruları da yöneltin:

  • Kendi motivasyonunu nasıl görüyorsun?
  • Zor durumlarla nasıl başa çıkarsın?
  • Benden ve işten beklentilerin nelerdir?
  • Hedeflere ulaşmamızda yeterli sabır ve kararlılığı göstereceğine inanıyor musun? 
  • Yazılı bir ortaklık sözleşmesine sıcak bakıyor musun?

Sonuç olarak, bir elin nesi var iki elin sesi var sözünü aklınızdan çıkarmayarak, mesleğinizde daha hızlı ilerlemek için doğru ortaklıkları mutlaka hedefleyin.

Herkese başarılar!

Hukuk büronuzda yüksek performans kültürü ve güven oluşturmanın anahtarı eğitici liderlik

Hukuk büronuzda yüksek performans kültürü oluşturmak kurumunuzun sürdürülebilir gelişimi ve karlılığı için kritik öneme sahiptir. Yüksek performans kültürünü inşa ederken bir lider olarak en önemli silahınız güven oluşturmaktır. 

Güven neden önemlidir ve nasıl oluşturulur?

Karşılıklı güvenin olmadığı iş ortamlarında insanlar risk almaktan ve eyleme geçmekten geri dururlar. Yetenekli çalışanlar bu tarz iş ortamlarını ilk olarak terk ederler. Kalan çalışanlar da vasat iş sonuçları elde ederek sadece ay sonu alacakları maaşa odaklanırlar.

Çalışanların bulundukları kuruma ve liderlerine güven duyması yüksek performans ikliminin oluşmasında çok önemlidir. Bu amaçla çalışanlarla birebir sohbetlere giren liderler onlara eğitici bir şekilde rehberlik ederek ilişki geliştirir ve güven oluştururlar.

Eğitici liderlik sergilenmesi, çalışanların verilen performans geri bildirimini ve eleştirileri daha açık bir biçimde dinlemelerini sağlar. Bu geri bildirimin sadece işverenin çıkarlarına değil kendi arzularına da hizmet ettiğini görmelerini sağlayan sürekli bir sohbet ortamı oluşur. Aynı zamanda çalışanlar fikirlerine önem verildiğini ve düşüncelerinin dikkate alındığını gördüklerinde kurumun kendilerine değer verdiğini anlarlar. Bu da yetenekli çalışanların kuruma olan aidiyetini artırır.

Çalışanları bireysel olarak yakından tanımak artık her zamankinden daha önemli olmuştur. Hayata dair önceliklerini, kariyer beklentilerini çalışanlar size anlatabilmelidir. Birer saatlik birebir koçluk sohbetleri sonucu o kişi sizinle her hedefe koşar. Eğitmen liderler, çalışanların güçlü ve zayıf yönlerini -onların kişisel arzularına ve kariyer özlemlerine bağlayarak- görmelerine yardım ederler. Onları uzun vadeli gelişim hedefleri oluşturmaya teşvik ederler, plan yapmalarına destek olurlar. Liderin neden sorumlu olduğunu ve çalışanın ne yapması gerektiği konusuna açıklık getirirler.

Eğitmen liderler gündelik rutin işlerle uzun vadeli hedefler arasında bağlantı kurarak insanların şevkli olmasını sağlarlar. Bu güçlü bağlantıyı ancak çalışanları daha derin ve kişisel düzeyde tanıyarak kurabilirler. Eğitici liderlik yaklaşımı, inisiyatif gösteren ve kendisini geliştirmek isteyen elemanlarda çok işe yarar. Diğer taraftan, çalışan şevksiz olduğunda ya da gereğinden fazla kişisel yönlendirme ve geri bildirim istediğinde ise işe yaramayacaktır. 

Ne yazık ki hukuk bürolarında pek çok yönetici endişe ve kayıtsızlığı ortadan kaldıran, çalışanlarda şevk yaratan performans geri bildiriminde bulunmaktan uzak durmaktadır. “İlişkiler bozulmasın, yanlış anlaşılmayayım” düşüncesiyle veya nasıl yapacaklarını bilmedikleri için doğru zamanda ve doğru yerde verilmesi gereken bildirimleri saman altı ederler. Bu şekilde düşük performansa razı olurlar. Bazen de “Şımarmasınlar” diyerek, çalışanlarla aralarına mesafe koyarak veya “Bu gibi şeylere ayıracak vaktimiz yok” diyerek birebir gelişim sohbetlerini rafa kaldırırlar. 

İyi bir eğitmen lider, insanların potansiyeline duyduğu inancı ve ellerinden gelenin en iyisini yapabileceklerine dair beklentisini sözleriyle her zaman belli eder. “Size inanıyorum. Size yatırım yapıyorum ve elinizden geldiğince azami çaba harcamanızı bekliyorum.” Bu yaklaşım sayesinde, çalışanlar liderin ilgisini fark eder ve kendi yüksek performans standartlarını karşılama azmi ve sorumluluğu duyarlar.

Sonuç olarak çalışanlarına besleyici gelişim deneyimi kazandıran hukuk büroları aidiyet duygusu güçlü, yetkin elemanlarla çalışmakta daha başarılı olurlar. Bunun sonucu da sürdürülebilir büyüme ve karlılığı iş çıktı kalitesi ve memnuniyet düzeyiyle garanti altına alırlar.

Tarkan Karabel

Müvekkiller ne ister?

 

İyi bir avukat olabilmek için öncelikle iyi bir müvekkil olmalısınız. Kendinizi müvekkillerin yerine koyun. Onların sahip olduğu duygu ve düşünceleri hissetmeye çalışın. Yaşadıkları sıkıntıların çözümlenmesi ve adil bir sonuç elde etmek için verdikleri mücadeleleri anlayın. Müvekkil gözüyle bakabilen avukatlar her zaman meslekte en üst noktalara ulaşırlar.

Müvekkille yapılan görüşmenin başarılı geçmesi için derdini size en iyi şekilde anlatması ve sizin de onu en iyi şekilde anlamanız gerekmektedir. Sinirli, kaygılı ve gergin müvekkilleri rahatlatmanın en iyi yolu onlara:” Sizi anlıyorum” cümlesini söylemekle başlar. Bu belki de başarılı avukatların en çok kullandığı cümledir.

Bir avukat olarak girdiğiniz her yeni müvekkil görüşmesinde karşınızdaki insanın kafasından neler geçtiğini öğrenmelisiniz. Müvekkiller aşağıdaki sorularına cevap ararlar. Bunları size dolaylı yönden sorarlar. Bu sorulara yeterli bir cevap veremediğiniz anda, sizinle iş yapmaktan kaçınırlar.

“Sonuç üretebiliyor musunuz?”    

Hepimiz biliyoruz ki, avukatlar istenilen sonucu garanti edemez. Bunu garanti eden bir avukat varsa hem dürüst değildir, hem de etik kuralları çiğniyordur.  Müvekkiller, bir avukat olarak daha önce benzer davalarda bulunduğunuzu, süreci yaşadığınızı ve sonuç aldığınızı duymak isterler. Eğer bu beklentilere cevap verebiliyorsanız, dava dosyasının doğru ellerde takip edileceğini bir anlamda teyit etmiş olursunuz.

Benzer deneyimler yaşamış olmanız bir avukat olarak müvekkile sunduğunuz eşsiz bir iddiadır. Mevcut tecrübenizle diğer meslektaşlarınızın önüne geçmeniz mümkün olacaktır.

İşi kim takip edecek?”

Dava dosyalarını ofiste hangi avukatın takip edeceğini bilmek isterler. İşin sahipsiz kalmasından endişe ederler. Karşılarında her zaman bir muhatap görmek isterler. Bu endişeyi giderecek şekilde bir görevlendirme yapmanız gerekir.

Projenin riskleri nelerdir?”

İş deneyiminizi bilmenin yanında, davanın olası sonuçları ve risklerini de bilmek isterler. Bu belirsizliklere nasıl yaklaşım göstereceğinizi öğrenmek arzularıdır. Olası olumsuz sonuçlarda, bir b planınız olup olmadığını merak ederler. Bir anlamda, geleceklerini sizin elinize teslim etmeden önce iyisiyle ve kötüsüyle olası sonuçları algılamak isterler.

Nasıl iletişim kuracaksınız?”

Kendisiyle ve davayla ilgili çalışanlarıyla nasıl irtibat kuracağınızı, ne sıklıkta görüşeceğinizi öğrenmek isterler. Rollerin, beklentilerin ve zaman ayırmanın nasıl olacağını saptamak arzularıdır.

Masrafları kontrol altında tutabilir misiniz?”

Müvekkiller masrafların artmasını istemez. Davanın belirlenen bütçe içerisinde kalarak yürütülmesini ve sonuçlandırılması öncelikleridir.

Yukarıda belirtilen konularda müvekkilinizle dava dosyasını almadan önce mutabık kalmanız, hem iş takibi aşamasında onların memnuniyetini arttıracaktır hem de avukat müvekkil ilişkisinin hangi şartlarda yürütüleceğini belirlemiş olacaktır.