İş Arkadaşlarınızla Yaşadığınız Tartışmaları Önlemenin Yolları

2017 Yılının ilk yazısında sizlerle yeniden beraber olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Yeni yılın kariyerinizde başarılarla dolu bir yıl olmasını diliyorum.

Bugünkü konumuz, iş arkadaşlarınızla yaşadığınız tartışmaları nasıl önleyeceğinizdir. Arzu etmemenize rağmen, iş arkadaşlarınızla sık sık tartışma yaşıyorsanız sakın üzülmeyin. Bu tartışmalar normal olmakla birlikte gereklidir de. Yaşanan çoğu tartışma faydalıdır ve müspet bir amacı vardır. Lakin insanoğlu genellikle menfi olanları hatırlamaya eğilimlidir.

Aslına bakarsanız, tartışmalar bakış açısı ve düşünce farklılıklarınızın ortaya çıkmasıdır. Çatışmalarınız kurum içi değişimi tetikler ve ilerlemeyi sağlar. Bu nedenle, tartışma biçimlerini bilirseniz, onları olumlu şekilde yönetebilirsiniz.

İnsanoğlunun anlaşılma ihtiyacı

Her türlü tartışmanın altında yatan neden, her iki tarafın da kendini doğru ifade etme ve doğru anlaşılma isteğidir. Hepimizin düşünce yapısı şu şekilde oluşur: “Ben makul bir insanım. Karşı taraf beni anlarsa sürtüşme olmaz ve hemen karşılıklı anlaşırız.” Bu düşünceyle ve kendi bakış açımıza göre karşımızdaki kişiyi ikna etmek için hemen bastırmaya başlarız. Buradaki sorun her iki tarafın da aynı niyette olmaları ve ilk olarak anlaşılmayı istemeleridir. Sonuç tam bir kilitlenmedir. Umutsuz bir hal alır ve insanların moralini bozar.

Başkaları üzerinde kontrol sağlamamız mümkün olmadığına göre en iyisi kendi üzerimizde kontrolü sağlamaktır. Bu amaçla, ilk dinleyen siz olmalısınız. Açık uçlu sorular sorarak karşınızdaki insanın hislerini ve fikirlerini sizinle paylaşmasını sağlayın. Etkin şekilde onu dinleyin. Göz temasını kaybetmeyin. Kendisini anladığınızı ifade edin. Nasıl hissettiğini bildiğinizi ona söyleyin. Bu son kısım özellikle çok önemlidir. Karşınızdaki kişinin güvenini hızla kazanmanızı sağlar.

Tartışmanın yapısı

Bir tartışmayı iyi idare etmenin diğer yolu da tartışmanın ne olduğunu bilmektir. Her tartışma aşağıdaki temeller üzerinde yükselir:

1.    Mesele

2.    Tarafların konumları

3.    Tarafların çıkarları

Mesele tartışmanın konusudur. “Bu müvekkil ile çalışmalı mıyız?”

Tarafların konumları her iki tarafın yukarıdaki soruya verdikleri değişik yanıtlardır. Kendi değer yargılarını bu şekilde ifade ederler. Yukarıdaki soruya cevaben “Evet” veya “Hayır” denmesi gibi.

Tarafların çıkarları ise her iki tarafın neden bu konumda olduklarının açıklamasıdır. Çıkarlar nadiren karşılıklı tartışılır. Genellikle üzeri örtülür. Birçok tartışma sırf bu nedenle tarafların konumlarına takılıp kalmaktadır. Karşı tarafın çıkarları hakkında sadece varsayımda bulunulur.

Bir tartışmadan müspet sonuç alabilmek için tarafların çıkarları konusunda karşılıklı bir anlayışa sahip olmaları kritik öneme sahiptir. Bu şekilde, ortak hareket etme ve işbirliği kapısı aralanacaktır. Eğer ortak çıkarlar bulunduğunu karşı tarafa gösterebilirseniz, anlaşmazlık hemen ortadan kalkacaktır.

Sonuca hızlıca ulaşmak

Bir tartışma yaşadığınızda hızlı bir şekilde sonuca ulaşmak istiyorsanız aşağıdaki adımları her zaman hatırlayın:

1.    Her tartışmayı amacınıza ulaşmanıza yardım eden bir iletişim şekli olarak kabul edin.

2.    Varsayımda bulunmayın.

3.    İlk dinleyen siz olun.

4.    Başkalarının fikirlerini ve hislerini karşı tarafa yansıtın, onları anladığınızı gösterin.

5.    Çıkarlarınızı ifade edin.

6.    Ortak çıkarlar arayın.

Yaşanan çatışmalar zararlı olmak zorunda değildir

Lütfen sakın unutmayın! İnsanları anlamaya çalıştığınızda hızla güven kazanırsınız. Başkalarının size olan inancı artar. Soru sorup etkin dinledikçe, bildiğinizden daha fazlasını öğrenir ve güçlü ilişkiler kurarsınız. Mutabık kalmasanız da karşılıklı bir anlayışa ve saygıya sahip olursunuz.

Call Center Hizmeti Veren Bürolarda Performans Arttırmanın 25 Yolu

1.  Gün içerisinde yaşanan olumsuzluklar yerine olumlu olaylara odaklanın.

2.    Çalışanlarınıza koçluk yapmak için daha fazla vakit ayırın.

3.    Arama yapan çalışanları cesaretlendirin. En ufak ilerlemelerini bile tebrik edin.

4.    Eğitim ihtiyaçlarının neler olduğunu onlara sorun. Onların yerine siz karar vermeyin.

5.    Kişisel gelişimleri için daha fazla zaman ve kaynak ayırın.

6.    Arama yaparken onların yanında olun ve neler hissettiklerini anlayın. Duyun, görün ve hissedin.

7.    Arama yapan personele geri bildirim verirken olumlu ve olumsuz durumları bir denge kurarak paylaşın. “Gene ne yaptım?” diye düşünmelerini istemezsiniz değil mi?

8.    Ayda 4 defa her çalışanla bire bir görüşme yapın.

9.    Değerlendirme yapabilmek için sonuç alınan en iyi aramaları seçin ve herkese kayıttan bu aramaları dinletin.

10.  Bire bir yapılan görüşmelerde çalışanın görüşme içeriğini ve kişisel iş hedeflerini belirlemesine izin verin. Kendilerini iyi hissedeceklerdir.

11.  Arama yapan personelinizin gayretlerini takdir edin. “Ayın elemanı” programı düzenleyin.

12.  Günlük ve haftalık teşvik programları düzenleyin.

13.  Olağanüstü başarılar için özel ödül törenleri düzenleyin. Tüm çalışanların önünde ödülünü takdim edin ve onları alkışlayın.

14.  En iyilerin isimlerini ve profil resimlerini ofis bilgi panosuna asın. Çalışanlar buna bayılacaktır.

15.  Arama yapan çalışanlara özel kupalar, şiltler ve madalyalar takdim edin. Masalarında sergilemelerine imkan verin. Kendilerini harika hissedeceklerdir.

16.  Ayın elemanı ödülünü alan çalışanın bir ay süreyle başarı kupasını masasında sergileme hakkı olacaktır. 3 Ay üst üste kupayı kazanan elemana özel bir teşvik ödülü verin.

17.  Teşvik programlarınızın görünür yerlerde asılı olmasını sağlayın. Kazanma arzusunu harlayın.

18.  Yılda bir en başarılı arama personellerini belirlemek için tören düzenleyin.

19.  Borçlulardan en çok tahsilat yapan personelinizi tatile gönderin.

20.  Duvarda asılı olan bilgi panonuzu her gün güncelleyin.

21.  Gelişim için onların fikir ve önerilerini dinleyin.

22.  Hiçbir öneri ve yeni fikri öldürmeyin.

23.  Çalışanları nelerin motive ettiğini öğrenin.

24.  Kendi yaptıkları aramaları onlara dinletin ve neleri daha iyi yapabileceklerini bir kağıda yazmalarını isteyin. Kendileri hakkında çok değerli bir öz eleştiri yapacaklardır.

25.  Ayda bir oturdukları yerleri değiştirerek diğer çalışanlarla daha fazla temas kurmalarını sağlayın. Çalışanların ayakta da çalışabilmelerine imkan sağlayın.

 

 

İyi Müvekkilleri Kazanma Sanatı

İyi müvekkilleri bulmanın birinci kuralı ne tarz müvekkiller istediğinizi bilmektir. Hedef müvekkillerinizi belirlerseniz, pazarlama faaliyetlerinizi buna göre odaklayabilirsiniz. Kimi takip ettiğinizin farkındaysanız onu yakalamanız mümkün olur. Bu amaçla, işe Linkedin üzerinden yayınladığınız dijital özgeçmişiniz ile başlayın ve hedeflenmiş bir sosyal medya çalışmasına stratejik olarak start verin.

1.    Plan mı pilav mı?

Bir sayfalık kısa, net ve açık bir yazılı iş planıyla hangi müvekkil kitlesine ne gibi hizmetler sunacağınızı mutlaka belirleyin. Vizyonunuz çerçevesinde, sunduğunuz hizmetlerin faydalarını hedef kitleyle paylaşmaya başlayın. Profesyonel blogunuz, internet siteniz ve yazılı basın yoluyla hedef kitlenin dikkatini çekmeye başlayın.

2.    En güzel taraflarınızı gösterin

Potansiyel müvekkiller sizi bulduğunda kişisel markanız sürekli parıldamalıdır. Dijital saygın özgeçmişler oluşturmanız, kim olduğunuz hakkında ve insanların diğer avukatlar yerine neden sizinle çalışmaları gerektiği hakkında net bir fikir verir. Yayınladığınız bütün özgeçmişlerin eksiksiz olduğundan emin olun. Çalışma alanlarınız, ödülleriniz, sertifikalarınız, makaleleriniz dahil olmalıdır.

Profilinizde güzel bir resim varsa sizinle irtibata geçilmesi ihtimalini 17 kat arttırırsınız. Bu nedenle, sakın özgeçmişinizi resimsiz bırakmayın. Ayrıca,video yoluyla röportaj şeklinde çalışmalarınız hakkında kısa bilgiler de verebilirsiniz. Müvekkillerin %62’si avukata olan güvenlerinin bu tarz videoları izledikten sonra arttığını söylemektedir.

3.    Tarzınız her şeyi belirler

Her müvekkilin seviyesine göre onlara hitap edin. Ses tonunuz, dinleme tarzınız, göz temasınız insanların sizi nasıl algıladığının belirleyicisidir.  Ne söylediğinizden çok nasıl söylediğinize bakar. Sesinizin tonu ve enerjisine göre hakkınızda bir yargıya varırlar.  Bağıran veya bilmiş bir tarzla yaklaşırsanız hemen sizden soğurlar. Kaliteli iletişim kurarken, iyi bir dinleyici olmak, konuşmaktan daha etkilidir. Kimsenin sözünü kesmeden dinlemek, buna karşın çok konuşarak vaktinizi gereksiz yere almamalarını sağlamak bir sanattır. Duyduklarınızı sesli bir şekilde tekrar etmek ve yansıtmak, onları anladığınızı karşı tarafa hissettirir.

4.    Müvekkil adayını bilgiyle doyurun

Müvekkillerin %42’si özel sorunlarının çözümünde mutlaka dijital dünyada araştırma yapmaktadır. Sosyal medya ve dijital dünyadaki varlığı güçlü olan avukatlar hemen alternatifler arasından sıyrılmakta ve müvekkil adayının radarına girmektedir. Dijital dünyada bilinirlik sağlamanız çok daha kısa sürede olmaktadır. Potansiyel müvekkillerin size ulaşması ve temas kurması daha kolay olabilmektedir. Bu iş size büyük bir zaman yatırımı gibi gelebilir. Aksine, haftada birkaç saatinizi bu işe ayırdığınızda tanınmaya başlarsınız.

Avukatlıkta Fiyat Rekabetiyle Nasıl Başa Çıkarsınız?

Devamlı olarak müvekkillerinizden fiyat indirmeniz konusunda baskı görüyor musunuz? “Diğer avukatlar daha ucuza yapıyor, sen de yapmazsan onlarla çalışırım.” sözünü işitiyor musunuz? Eğer öyleyse, bu sorunun temel nedenine odaklanma vakti gelmiştir.

Sizin için uygun olmayan müvekkilleri hedeflemek ve onların işini yapma isteği bu sıkıntının ana nedenidir.  Ne iş olursa alalım şeklinde yaklaştığınızda iş hacminizde artışlar yaşayabilirsiniz. Alacağınız sonuçlar olumlu gözükmekle birlikte sizi riske sokacak niteliktedir. Bu şekilde gelen müvekkiller fiyat pazarlığıyla sürekli sizi sıkıştıracak ve düşük bedellere size iş yaptırma arzusunda olacaklardır. Ayrıca sizden bir sürü ek hizmeti de ücretsiz yapmanızı isteyeceklerdir.

Fiyat rekabetinin içine girdiğiniz anda, fiyatlarınızın gideceği tek yön aşağı doğrudur. Peki, öyleyse, ne yapmalı? İşte size hak ettiğinizi almanızı sağlayacak üç hızlı adım:

1.İdeal müvekkil profilinizi tanımlayın

Müvekkillerinizi belirli kriterlere göre sınıflandırın. Yaş grubu, meslek grubu, eğitim, ilgi alanları, medeni durumu, hobileri ve hayat tarzlarını inceleyin. Sizin için ideal olan müvekkillerin ortak yönlerini bulmaya çalışın. Ortak yönleri belirledikten sonra, bu yönlere sahip olan müvekkil adaylarıyla bulundukları noktalarda temas kurmak için çalışmalar başlatın.

2. İdeal müvekkil hedefinizden bahsedin

Ofis çalışanlarınıza ve size müvekkil yönlendiren değerli kaynak kişilere hangi müvekkilleri hedeflediğinizi söyleyin. Sizin için ideal olan müvekkil özelliklerinden bahsedin. Onları bu konuda bilinçlendirin.

3. Müvekkilinizle mutabakat yapın

Yeni bir müvekkille anlaşma imzalamadan önce çalışma şartlarınız hakkında onları bilgilendirici bir toplantı yapın. Sizden neleri talep edebileceklerini onlara detaylı anlatın. Hizmetlerinizi nasıl ve ne zaman faturalayacağınızı ifade edin. Kendilerinin sizden beklentileri olduğu kadar sizin de onlardan neler beklediğinizi onlarla paylaşın. Müvekkil cevap verirken konuyu yuvarlak sözcüklerle geçiştiriyorsa, ileride sıkıntı yaşayabileceğinizi bilin ve tam bir mutabakat sağlanması için ısrarcı olun.

Genç Avukatların Yol Rehberi

Kurum Avukatlığına yeni başlayan genç Avukatlar! Y Neslinin temsilcileri! Gerçek değerinizin çalıştığınız kurumlar tarafından tam olarak anlaşılması sadece sizin elinizdedir. Peki öyleyse, Y Neslinin sahip olduğu kendine has özellikleri arzu edilen değerlere nasıl dönüştüreceksiniz? Sizlerle yakından çalışan, sıkıntılarınızı bilen biri olarak aşağıdaki noktalara dikkat etmenizi tavsiye ediyorum. Bu noktalar sayesinde kariyerinizde olumlu sıçramalar mümkün olacaktır.

1. Ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemlidir

Kurumdaki bazı kurallar sizin hoşunuza gitmeyebilir. Bunun için yönetime dilekçe yazıp, kuralların değiştirilmesini talep ettiğinizde, bu dilekçenin altına imzanızı atıp yönetime gönderdiğinizde, dilekçenizi alan yönetim -haklı bile olsanız- sert ve otoriteyi sorgulayan tarzınız nedeniyle bu durumu saldırgan bulacak ve maalesef onların saygılarını yitireceksiniz.

Bunun yerine, yüz yüze iletişim yoluyla mevcut durumu nasıl iyileştirebileceğinizi yöneticinizle konuşmanız size her zaman artı puan kazandıracaktır. Tecrübe sahibi yöneticiler, yenilikçi önerilerinize gereken ilgiyi göstereceklerdir. Büyük fikirleriniz olduğunu biliyoruz. Ama unutmayın ki, başkalarına saygı duymadan onlardan saygı görmek mümkün değildir. Yaklaşımınızla birlikte saygı ve ilgiyi sunduğunuzda, insanlar da sizi dinlemeye daha hevesli olacaklardır.

2. Eleştiriden kaçış yok, ders çıkarmayı öğrenin

Kimse geribildirim almaktan hoşlanmaz. Mesajınızı karşı tarafa iletirken ne kadar dikkat etseniz de bazıları üzerinde istediğiniz etkiyi bırakamayacaksınız, baltayı taşa vuracaksınız. Böyle durumlarda, duyguların ve tepkisel davranışların düşüncenin yerini aldığı anlar olacaktır. Gerçek olan şu ki, hepimiz eleştirilmeye ihtiyaç duyarız. Bizi onaylayan insanlar arasında olmak tabi ki bizi iyi hissettirir. Lakin, bizi geliştirecek olan yaşadığımız anlaşmazlıklardır. Bu nedenle, elçiye zeval olmaz deyin ve sadece gelen mesaja odaklanın. Mesajı veren kişinin tarzı arzu edilen seviyede olmasa da eleştirinin bizi güçlendireceği fikrine sıkı sıkıya sarılın ve mesajdan gereken dersleri çıkarın.

3. Eyleme geçmek karakterinizi şekillendirir

Duygularınızı ve düşüncelerinizi kontrol etmeniz önemli bir yetkinliktir. Lakin, niyetiniz ve harekete geçme azminiz sizi ileriye taşır. Harekete geçmeniz durumunda, sahip olduğunuz potansiyeli kullanmanız ve onu açığa çıkarmanız mümkün olur. Şüphesiz, yola çıktıktan sonra ulaşmak istediğiniz noktaya varmanız zaman alacaktır. Lakin, oraya ulaştığınızda artık siz başka bir sizsinizdir.

4. Önce öğrenin sonra öğretin

Kariyerimin ilk yıllarında çalışmaya başladığım bir kurumda yöneticimiz tarafından ilk gün bizlere söylenenleri hala hatırlıyorum:

“Aramıza hoş geldiniz arkadaşlar! Alışık olduğunuzdan farklı bir iş yapış şeklimiz vardır. İş modelimizde geliştirilecek yönler bulabilirsiniz veya değişmesi gerektiğini düşündüğünüz bir noktayı tespit edebilirsiniz. Bu iyi bir şeydir. Bundan mutlu oluruz. Öncelikle sizden istediğimiz, nasıl iş yaptığımızı detaylı bir şekilde uygulayarak öğrenmenizdir. Daha sonrasında, bu iş yapış sistemiyle belli bir süre geçirmenizdir. Bu süre sonrasında, iş sonuçlarına pozitif etki edeceğine inandığınız bir fikir veya öneriniz varlığını koruyorsa, bunu ekip veya departman yöneticilerinize iletebilirsiniz.

Bu mesajın anlamı çok açıktı. Belli bir kıdeme gelmemizi ve iş modelinin iyi ve zayıf yönlerini tam olarak anladıktan sonra anlamlı fikirlerle katkı yapmamız bekleniyordu.

İşte her şey bundan ibarettir. Sakin olun, sabırlı olun, bulunduğunuz ortamda öğrenmeye ve araştırmaya aç olun. Merak etmeyin. Büyük fikirleriniz, bilgi ve tecrübeyle birleştiğinde tutulamaz bir güç haline geleceksiniz.

Alacak Takibinde Yüksek Tahsilat Performansı Nasıl Sağlanır?

Müvekkillere alacak takibi hizmeti veren bürolarda, tahsilât performansını geliştirmek için yaptığımız çalışmalarda, yüksek performanslı memurların diğer memurlara göre %40 daha fazla tahsilât yaptığını gözlemliyoruz. Yüksek performansı genele yaymak için neler yapabileceğimizi araştırdığımızda, yüksek performanslı memurlarda bazı ortak özellikler ve sonuç alan çalışma yöntemleri olduğunu görmekteyiz. Buna göre, elde edilen bilgiler ve tecrübeler ışığında, aşağıda belirtilen beş yöntemi uygularsanız daha kolay ve başarılı bir şekilde alacağınızı tahsil etmeniz mümkün olacaktır.

  1. Her zaman hazırlıklı olun. Başarı, hazırlıklı olmak ve fırsatın bir araya gelmesiyle elde ediliyor. Borçluyu telefonla aramadan önce teknik ve zihinsel olarak bu ana hazırlıklı olmalısınız:

Teknik hazırlık: Borçlu hakkında gerekli tüm bilgiler önünüzde olmalıdır: Müşteri bilgileri, geçmişte vaktinde ödeyip ödemediği, alınan ürün veya hizmetin içeriği, fatura bilgileri, satış türü, satış şartları, borç miktarı, ödeme vadesi, geçmiş vade süresi.

Zihinsel hazırlık: Pozitif düşünce tarzına sahip olmanız çok önemlidir. Yüksek performanslı çalışanlar her aramaya ilk aramalarıymış gibi motive ve güler yüzlü başlıyorlar. Siz de başlarken yüzünüze mutlaka bir gülücük kondurun. Borçluları her aradığınızda ödeme yapmaya hazır olduklarını varsayın. Bununla beraber, aradığınız kişilerin size ödeme yapmamak için sayısız mazeret üreteceklerini aklınızdan çıkarmayın. Mazeret anlamında her şeye hazırlıklı olmalısınız:

  •               “Mesajınız gelmedi”
  •               “Yazıyı almadım”
  •               “Muhasebecimiz tatilde”

Her defasında birbirinden değişik ve sıra dışı mazeretler duyabilirsiniz. Bununla beraber, duygusal tepkiler almaya da hazır olun. Sinirli, mutsuz, tedirgin olabilirler. Bağırabilir, ağlayabilir ya da lanet okuyabilirler. Aklınızdan çıkarmamanız gereken nokta para tahsilatı yapmak için aradığınızdır.

2. Profesyonel & Otoriter bir tarzda konuşun. Telefondaki ses tonunuz görüşmenin kaderini çizmektedir. Sesiniz ne gür çıkmalı ne de çok düşük. Orta yumuşaklıkta ve her zaman konuştuğunuz ses tonunun biraz altında olabilir.

  • Borçlunun ona ne dediğinizi ve ondan ne istediğinizi anlaması lazımdır. Normal konuşmanızdan daha yavaş konuşun. Aceleci olmayın. Bunun size faydası konuyu daha güçlü bir şekilde ifade etmeniz olacaktır.
  • Kötü telaffuz etmeyin. Kelimelerin uyumlu bir şekilde ağzınızdan çıkmasını sağlayın.
  • Telefonda konuşurken asla çiklet çiğnemeyin veya bir şey yiyip, içmeyin.
  • Konuşurken sandalyenizde dik oturun. Borçlu ile yüz yüze görüşmedeymişsiniz gibi davranın.
  • Sakin olun, öz güveniniz tam olsun. Bu şekilde borçlu üzerindeki kontrolünüzü yitirmezsiniz.

3. Görüşmenin kontrolünü her zaman elinizde tutun. Görüşme boyunca borçluya ismiyle hitap etmeniz, kendisine saygı gösterdiğinizi ifade eder.

  • Borçlu karşısında çok sıkışmış, acelesi olan bir görüntü çizmeyin. Aksi takdirde, sizden taviz koparmak için pazarlık yapmaya başlarlar.
  • Yanlış olsalar da onları haklı bulun. Tüm söylediklerini onaylayın değil ama geçerliliği olduğunu ifade edin:

Neden bu şekilde düşündüğünüzü anlıyorum”.

“Böyle bir şeyin başınıza nasıl geldiğini şimdi gayet iyi görüyorum.”

“Sizi anlıyorum”

3.1. Borçlunun size azami bilgiyi vermesi için açık uçlu soruları kullanın:

“Hangi banka ile çalışıyorsunuz?”

“Ödemeyi nasıl yapmayı düşünüyorsunuz?”

“Hangi ödeme yöntemini tercih edersiniz? Çek, senet, kredi kartı?”

“Hangi işte çalışıyorsunuz?”

“Aylık ne kadar ayırabilirsiniz?”

“Ne kadar zamandır işsizsiniz?”

“Ne zaman yeni bir işe başlayacaksınız?”

3.2. Kararlılıkla sorular sorun. Çünkü amacınız konuyu ödemeye getirmek olmalıdır:

Borçlu: “Ödeyemiyorum.”

Tahsilât Uzmanı: “Nerede çalışıyorsunuz?”

Borçlu: “Evet daha yeni başladım bir işe ama 3 haftadır bir ödeme alamadım.”

Tahsilât Uzmanı: “Ayın kaçı size maaş ödeyecekler?”

Borçlu: “Gelecek hafta Perşembe günü”

Tahsilât Uzmanı: “Gelecek hafta Cuma günü bana 500 TL ödeme yapabilirsiniz. Mutabık mıyız?”

3.3. Dinlemek, çokça dinlemek ve akıllı notlar almak sizi başarıya taşır. Konuştukça bamtellerini sizin elinize verirler. Samimi mi yoksa sahtekâr mı olduklarını anlamanız kolaylaşır. Aldığınız notlar bir sonraki görüşmeniz için elinize koz verir. Bu şekilde, borçlunun geçmişte kullandığı mazeretleri boşa çıkarmak ve tekrar denemesini önlemek mümkün olur.

3.4. Sessizliği akıllıca kullanın. Borçlunun yaptığı açıklamaya cevap vermeden önce içinizden beşe kadar sayın ve öyle cevap verin. Acele etmeyin. Soru sorduktan sonra da sabırla bekleyin ve sessiz kalın. Görüşmede boşluklar yaratırsanız, bu boşlukları doldurma konusunda borçlu kendini mecbur hissedecektir.

3.5. Odakta Kalın. Bazı borçlular ürün ve hizmetlerden duyduğu memnuniyetsizliği ifade ederek, ödenmezliğin nedenini firmaya bağlamak isterler. Her zaman nazik olun. Fikirlerine saygı duyduğunuzu ifade edin ve tekrar ana konunuz olan borcun kapatılmasına onları yönlendirin

4. Tansiyonu yükseltmek isteyen borçlulara imkân vermeyin. Çünkü bağıran bir borçlu öfkeyi hile amaçlı kullanarak sizi sindirmek ve görüşmeyi sonlandırmak ister.

  • Öfkeli bir borçlu ile ilerleme kaydetmeniz mümkün değildir.
  • Borçlu size bağırmaya ve hakaret etmeye başlarsa soğukkanlı olun. Ona yardımcı olmak istediğinizi ve bu şekilde bağırıp çağırması durumunda bunun mümkün olamadığını ona hatırlatın.
  • Sizi dinlemeyecek kadar kendinden geçmişse: “Sanırım sizin için iyi bir zaman değil. Sizi tekrar ne zaman arayayım?” diye sorabilirsiniz. Ya da: “Hatta kalır mısınız lütfen. Sizi duyamıyorum” Telefonu birkaç saniye masanın üzerinde tutun. Sonra tekrar elinize alın. “Şimdi müsaitim, sizi dinliyorum” deyin. Bu aradaki sessizlik, borçluyu sakinleştirecektir. Tekrar konuşma ortamı doğacaktır.
  • Diyalogun kapanmasına izin vermeyin. Yapıcı bir görüşme olması ve ilerleme kaydedildiğini borçluya gösterin.

5. Ucunu Bağlayın. Borçludan bir taahhüt alınmadan sonuçlanan bir arama boşa giden bir aramadır.

  • Borcu kapatamasa da kısmi bir ödeme için söz alın. Ödeme tarihi için sizi araması için söz alın.
  • Zamanı siz belirleyin ve yönlendirin. “Bu konuda bana ne zaman dönersiniz?” sorusu yerine: “Beni Salı’ya kadar arar mısınız?” diye sorun.
  • Mantıklı bir süre verin ama 3 işgününden fazla olmasın.
  • Borçluyla görüşmenin özetini telefonda üzerinden geçip mutabık kalmadan konuşmayı bitirmeyin:
  1. Taahhütleri nedir?
  2. Sizin onlardan beklentiniz nedir?
  3. Beklentiniz gerçekleşmezse sonuçları ne olacaktır?
  • Konunun aciliyetine vurgu yapın.
  • Borçlunun taahhüdünü yerine getirmemesi durumunda, oluşacak sonuçlardan duyduğunuz büyük endişeyi borçluya hissettirin. Aksi takdirde, telefonu kapattıktan sonra neden arandığını unutması onun için çok kolay olacaktır.

Yukarıda paylaşılan yöntemlerle telefonda tahsilât performansınızı arttırabilirsiniz. Lakin her defasında işe yarayacak sihirli bir formül yoktur. Çünkü bir borçlu diğer borçluya benzemez. Bir borçlu üzerinde çok işe yarayan yöntemleriniz. Diğer borçluyla sizi hiçbir yere götürmeyebilir. Tarzınızı oluştururken, kendinizden farklı bir role ve kimliğe sakın girmeyin. Olduğunuz gibi davranın. Borçluyu çok iyi dinleyin ve borçlunun durumuna çözüm bulmak için ipuçlarını arayın.

Herkese başarılar dilerim!

Avukatlar için Pratik Çevre Edinme Yöntemleri

Çevre edinirken ve bu amaçla faaliyette bulunurken kendinizi rahatsız mı hissediyorsunuz? Cevabınız evet olabilir. Bu normal bir durumdur. O zaman, şu soruları da size sormama müsaade edin:

  • Eşe dosta yardımcı olmaktan hoşlanıyor musunuz?
  • Davetlere ve organizasyonlara katılmaktan hoşlanıyor musunuz?
  • İyi bir dinleyici misiniz?

Eğer cevaplarınız evet ise, düşündüğünüzden çok daha kolay yeni insanlarla tanışmanız mümkündür diyebilirim. Çevre edinme kelimesi size zorlama bir faaliyetmiş gibi gelebilir. Katıldığınız davetlerde ve organizasyonlarda bu kelimeyi eğlenmek olarak algılamanız, işi sizin için kolaylaştıracaktır.

Her şeyin başı, iyi bir dinleyici olmanız ve sorular sormanız tanıştığınız insanları yakından tanıyabilmeniz için gereklidir. Bu şekilde, onlara nasıl yardımcı olup olamayacağınızı anlarsınız. Onları sosyal ve iş çevrenizin bir aday üyesi haline getirebilirsiniz.

Aman dikkat! Davetlerde ve toplantılarda kendinizden bahsetmeniz, insanlardan çok sizin konuşmanız size zarar verir. Zamanınızı boşa harcamış olursunuz. Amacınız farklı insanlarla tanışmak ve onların dünyalarına hızla girebilmek olmalıdır. Bir karşılaşmada en çok konuşan taraf o görüşmenin kendisi için en başarılı geçtiğini düşünen taraftır. Bunu asla unutmayın. Bırakın insanlar konuşsun, mutlu olsun. Siz dinlemede kalın.

Aşağıda paylaştığım taktikleri çevre oluşturma imkanı veren ortamlarda uygularsanız faydasını göreceğinizi garanti ederim:

  • Tanıştığınız insanlara, kişisel ve mesleki fikirlerini, ilgi alanlarını ve amaçlarını sorun. Bu şekilde onlara nasıl yardımcı olabileceğinizi anlayabilirsiniz.
  • Sonrasında, insanlara hedeflerine ulaşmalarında yardımcı olun. Örnek: Tanıştığınız bir isim hayır kurumu için bağış topluyorsa ilk bağışı ona siz yapın.
  • Bir davet veya organizasyona katılacağını öğrendiğiniz ve radarınızda olan isimler hakkında küçük araştırmalar yapın. Çalıştıkları sektör, rakipleri, yaşadıkları zorluklar hakkında bilgiler toplayın. Onların karşılarına hazırlıklı çıkın.
  • İşlerine yardımcı olabileceğini düşündüğünüz, kendi çevrenizdeki insanları onlarla tanıştırmayı teklif edin.
  • Tanışma gerçekleştirdikten sonra o isimleri mutlaka takip edin. Hatırlatma ve teşekkür notları, e-postalar, bilgi paylaşımları ve ilgi alanlarıyla ilgili güncel durumları onlara gönderin. Bu şekilde, iş çevrenize kalıcı bir üye kazandırın.

Y Kuşağını Hukuk Büronuzda Verimli Çalıştırma Rehberi

Y Kuşağı üzerine sayısız kitaplar yazıldı, seminerler düzenlendi. Bu yeni nesli tanıma ve anlamanın yolları arandı. İş yaparken dayanıklı oldukları lakin sadece kendilerini önemseyerek ve odağa koyarak yaşadıkları söylendi. Bir önceki neslin gözü kapalı yapabildikleri işleri yapmakta zorlandıkları ifade edildi. Yaratıcı, enerjik ve işbirliğine yatkın oldukları anlatıldı. Kısacası hepimize büyük bir heyecan ve merakla yeni neslin artı ve eksi özellikleri tanıtıldı.

Onlar artık sizin yeni avukatlarınız ve işbirliği yapacağınız meslektaşlarınız. İş ortamınızda bazı şeyleri iyi yönetirseniz, ofisinizdeki olumlu değişimin ve gelişimin ateşini yakacak insanlar. Peki, onlardan en yüksek verimi nasıl alacaksınız ve aidiyet duygularını güçlü tutacaksınız?

Bir Cuma günü müvekkilin önemli ve acil bir işini pazartesi gününe kadar yetiştirmek için çalışırken, ekibinize bu amaçla Cumartesi günü saat 13.00’e kadar fazla mesai yapmanız gerekeceği mesajını veriyorsunuz. Her şey yolunda gözüküyor. Bir de bakıyorsunuz, Cuma akşamı saat tam 18.00 olduğunda yeteri kadar çalıştığını ifade ederek, evine giden ve Cumartesi günü de işe gelmeyen çalışanlarınız olduğunu görüyorsunuz. Peki bu durumda ne yapacaksınız?

Başka bir örnekte de, sabah işe başlama saatlerinin değiştirilmesi konusunda sizinle ısrarla tartışan, sabahları ailesiyle keyifli kahvaltılar ve sonrasında spor yaptığı için gecikmek zorunda kaldığını ve bu yaşam tarzından taviz vermek istemediğini size söyleyen genç yetenekler, bu neslin gerçekten farklı bir üne sahip olmasını sağlıyor.

Genelde işverenlerin Y neslinden şikayetleri, bu neslin kendi kendilerine dönük olması, zamanı iyi yönetememeleri, sürekli takdir görme ihtiyaçları, büyüklere saygıda kusur etmeleri, müşteri odaklı olmamaları, yüz yüze iletişim becerilerinde eksiklik ve kendini çalıştığı alanlarda tam yetkili hissetmek şeklinde olmaktadır.

Herkes bilmelidir ki, bu nesil tümüyle farklı değerlere sahiptir. Kendi hayat tarzlarının mevcudiyeti, iç ve dış müşterilerinin ihtiyaçları ve beklentilerinden daha önemlidir. Klasik düşüncede, sebat etmenin ve çok çalışmanın bizi bir hukuk bürosunda ortaklığa taşıyacağına inanırız. Kurumda partner seviyesine geldikten olduktan sonra bir başka hukuk bürosuna geçilmesi de çok karşılaştığımız bir durum değildir. Lakin, bu çeşit sadakat özellikleri artık geçmişte kalmıştır.

Y Jenerasyonu huzurlu bir hayat sürebilmek için bir iş ister ve bu işte fazla mesai olmasından hoşlanmaz. Olabildiğince fazla izin ve serbest zaman imkanı arar. İşi hayatlarının merkezine koymazlar. İş, onlar için bir geçinme yoludur. Bununla birlikte, ücrete ve unvana önem verirler. İş – özel yaşam dengesini önemserler.

Peki, bu tarz yeni nesil yetenekleri yönetirken yöneticiler nelere dikkat etmelidir?  Y Jenerasyonu yaratıcı, enerjik, işbirliğini seven ve teknoloji kullanımında beceriklidir. Açıkçası, birçok güzel özelliği bünyelerinde barındırmaktadır. Bu nedenle, bardağın boş tarafına takılıp kalmamak gerekir.

Hukuk büroları yeni nesil yetenekler istihdam ederken, eğitirken ve ellerinde tutarken aşağıdaki konulara dikkat etmelidir:

  1. Yeni nesil, net olan amaçlar ve kurum değerleri görmek istiyor. Fazla çalışmaya karşı çıkıyor. Buna karşın, bir işi ele aldıklarında hedefledikleri ve söz verdikleri sürede tamamlıyorlar. Kısacası sorumluluk sahibi insanlar.
  2. Yaşayarak öğrenme toleransları düşük olduğu için onlara daha net, özetlenmiş bir liderlik ve rehberlik yapılmalı. Müvekkil ihtiyaçlarını anlamaları ve ihtiyaçları nasıl karşılayacaklarını görmeleri için onlara brifingler vermelisiniz.

Büyük resmin kendilerine gösterilmesi, çalışma şartlarının belirtilmesi sizce sadece bu neslin beklentisi midir? Kesinlikle hayır. Daha önceki nesiller de bunları istemiştir. Onlar da geri bildirim, yetkilendirme, cesaretlendirme, çalışma şartları, iş yükünün kontrolü ve iş dışı faaliyetler konularında işverenden talepler içerisinde olmuşlardır. Lakin Y neslinin sesi artık daha gür çıkmaktadır. Daha cesur ve talepkardırlar. Bu şartları sağlayabilmek onların başarısını teşvik edebilmek için artık gerekli hale gelmiştir.

Yeni neslin size kazandırabileceği rekabet avantajları

  1. Y Neslinin sahip olduğu özellikler müvekkil hizmetlerinizi geliştirecektir.
  2. Yaygın teknoloji kullanımı size zaman tasarrufu sağlayacaktır.
  3. Kurum içinde işbirliği içinde çalışmak müvekkillere sunulan hizmetin ve çalışmanın kalitesini arttıracaktır.
  4. Ne zaman mola vereceğini bilmek kurum içi yaratıcılığı geliştirecektir. İşten nefret duymadan ve devreleri yakmadan zor projelerin altından kalkmanızı sağlayacaktır.
  5. Kurum içi ve müvekkillerle yaptığınız uzun süren yüz yüze toplantılara daha az ihtiyaç olacaktır.

Eski günler artık geri gelmeyecektir. Eski günleri arayan ve bu konuda ısrarcı olan hukuk bürolarının yeni jenerasyonla başarılı sonuçlar elde etmesi çok güç olacaktır. Değişen dünyada kalıcı olabilmek ve ilerleme kaydetmek için hukuk bürolarının işe olan bakışlarını değiştirmeleri, yeni çağın ve neslin kurallarına ayak uydurmaları gerekmektedir. Ayrıca, müvekkillerinizin de bir süre sonra Y nesli olacağını unutmamalısınız.

Yeni yetenekleri sorunsuz bir şekilde bünyeye katmak ve verim alabilmek için etkili yöntemler

  • Onları işin kontrol odasına sokun: Yeni nesil yeteneklerle ön bir anlaşma yapın, bununla istihdam taahhüdünüzün şartlarını belirleyin. Avukatın hakları ve sorumlulukları hakkında konuşulmayan ve varsayılan tüm konuları onlarla paylaşın.
  • Değerlerinizi anlatın: Kurum değerlerinizden bahsedin, onlara detay bilgiler verin. Müvekkillere nasıl hizmet verdiğinizi anlatın. Profesyonelliğe bakışınızı ve kurum kültürünüzü anlatın. Somut olun. Genç avukatlarınızla, meslektaşlarınızla konuşun, onları önemseyin, sıradan insanlarla konuşur gibi yapmayın.
  • Soru sorunYakın zamanda ulaşmak istedikleri kariyer hedeflerini sorun, onlarca yıl sonra ulaşacakları hedefleri değil. Y nesli, dünyada büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde büyüdü. Beklenmeyen birçok olayın her an başa gelebileceğini gördüler. Yıllarca süren planların bazen boşa giden bir çaba olduğunu, fantezide kalabildiğine şahit oldular. Sonuç olarak, hayata uzun vadeli bakmadıklarından dolayı, kısa vadeli hedeflerine odaklanırsanız onlar için daha anlamlı olursunuz.
  • NetleştirinOnlardan bir hukukçu olarak tam ne beklediğinizi ifade edin. Hangi yetkinliklere ve davranış şekillerine sahip olmaları gerektiğini, hangilerini geliştirmeleri gerektiğini onlara gösterin.
  • Açık yüreklilikle dinleyin: İşe başlarken yeni ortamı öğrenme ve keşfetme tarzınızın karşınızdaki yetenek tarafından da benimseneceği varsayımında bulunmayın. Bu büyük bir hata olur. Sizden farklı olmaları hatalı oldukları anlamına gelmez. Bir müvekkille hizmet vermek ve onu memnun etmek için birden fazla yol olabilir. Yeni yöntemleri ve hedefleri yeni avukatınızla tartışın. Çok güzel fikirler duymanız olasıdır.

Yüksek Egonun Avukatlık Kariyerinizi Yok Etmesinin Beş Yolu

Rekabetin yoğun yaşandığı hukuk sektöründe bir avukat olarak sağlıklı bir egoya sahip olmak gücünüze güç katar. Buna karşılık, egonuzu kontrol altında tutamazsanız, kariyerinize zarar veren bir canavara dönüşür. Ticari kararlar alırken, müvekkillerle temas ederken veya hangi dosyayı alacağınızı belirlerken egonuzun farkında olmanız ve onu ne zaman, nerede bir kenara bırakacağınızı bilmeniz önemlidir.

Sağlıklı bir egoya sahip olmanız kötü bir şey değildir. Ameliyat olacak hastaların cerrahlarına güvenmesi gibi, müvekkiller de avukatlarının kendinden emin olmasını ve kararlı bir şekilde dosyalarını takip etmesini isterler.

Aşağıda, avukatların sıklıkla düştüğü ego tuzaklarını, kariyerlerine zarar veren beş yaklaşım tarzını bulabilirsiniz:

1. Hayal kırıklığı yaratan müvekkil ilişkileri

Müvekkiller avukatların yeteneklerine güvenmek isterler. Bununla birlikte, avukatlar tarafından sözlerinin dikkate alınmasını da arzu ederler.  Küçümseyen yaklaşımlar, onlardan daha bilgili olduğunuzu ifade eden tavırlar başınıza dert açacaktır.
Alanınızdaki en iyi hukuk hizmetini sunuyor olabilirsiniz. Müvekkillerinizle sıcak ve samimi bir diyalog kuramıyorsanız iş ilişkinizin derinleşmesi, orta ve uzun vadede size yeni iş fırsatlarını getirecek tavsiye mekanizmasının çalışması mümkün olmayacaktır.

Hukuk Fakültesinden beri avukatlar doğru cevaplara sahip olmaları yönünde eğitilirler. Avukatlar zaman zaman yavaşlayıp: “En son ne zaman mesleğimle ilgili tavsiyeler aldım?” diye kendilerine sormalıdır. Dostluk faktörünün mevcut olduğu müvekkillerden geri bildirim istemek, avukatların kişisel gelişimi için çok faydalıdır.

2. Pratisyenlik

Müvekkiller artan bir şekilde uzmanlık aramaktalar. Çünkü sıkıntılarına çözüm üretecek, konuyu derinlemesine bilen profesyonellerle çalışmak istiyorlar. Buna karşın, bazı avukatlar her şeyin altından kalkabilecekleri düşüncesine sahipler.  5-10 alanda birden hizmet vermeye çalışan hukuk büroları var. Bu kadar çok alanda yaşanan gelişmeleri takip etmek ve her birine yeterince odaklanmak mümkün olamayacağından dolayı, maalesef verilen hizmetin kalitesinde sorunlar yaşanıyor. İş yapma hırsını ve egoyu bu noktada kontrol altına almanız sadece 1-2 alanda uzmanlaşarak iyi olduğunuz alana odaklanmak size rekabet üzeri başarıyı getirecektir.

Pratisyen bir tarzda her şeyden anlamaya çalışmak, küçük ve orta ölçekli bürolarda karşılaştığımız bir durumdur. İş alabilmek adına hedef kitlelere yönelik yapılan bu konumlandırma, söz konusu avukatların çetin bir fiyat rekabetinin içine düşmelerine sebep olmaktadır. Belli bir konunun uzmanı olduğunuzda ise hedef kitleler tarafından anlaşılır ve daha fazla işi daha yüksek ücretlerle almanız mümkün olur.

3. Paylaşmamak

Bazı avukatlar, müvekkillerinin farklı hukuk alanlarındaki ihtiyaçları için onları başka hukuk bürolarına yönlendirmeye sıcak bakmamaktadırlar. Müvekkilin aklını çelerler korkusuyla veya diğer meslektaşlarına güvenmedikleri için müvekkilin ihtiyacını tam olarak karşılayamamakta, köklü bir iş ilişkisini müvekkille kuramamaktadırlar.

İşinizin kalıcı olmasını ve büyümesini istiyorsanız, müvekkilinizin baş danışmanı olarak çalışmalısınız. Meslektaşlarınızın farklı bakış açılarını onlarla paylaşmalısınız.
Müvekkillerinizi köşe bucak saklamanız asla çıkarınıza değildir. Müvekkiller derinlik ve profesyonellik ararlar. Sizi ne kadar çok sevseler de, bir gün hasta olma ve işlerini yapamayacak duruma düşme ihtimaliniz onlar için bir endişe kaynağı haline gelir. Tek adam gösterisi bir yerden sonra soru işaretlerinin doğmasına sebep olur. Onlara ek bir açılım sunamadığınızda, müvekkilleriniz işlerini başka bürolara vermeye başlarlar. Bunu öğrendiğinizde artık iş işten geçmiş olur.

4. Kaybedilecek dosyaları almak

Kazanma olasılığı üzerine hesap yaparak işler almanın riski yüksektir. Çünkü kazanamazsanız para alamazsınız. Bu nedenle, avukatların hangi dosyalardan sonuç çıkmayacağını, hangilerinde de makul bir kazanma olasılığı olduğunu belirleyebilmesi başarı için anahtar öneme sahiptir.

Bazı avukatlar kendilerini yenilmez görürler. Davadaki tüm görünmez tuzakları alt edeceklerine inanırlar.  Bu noktada, bu avukatların yüksek egoları kazanma ihtimali yüksek olmayan dosyaları almalarına sebep olur. Bu şekilde ölçüsüz risk almış olurlar.

Zor dosyaları almak veya almamak konusu avukatların sürekli karşılaştıkları çetin bir ikilemdir. Kendini ve sınırlarını bilen bir avukat olmak bu noktada önemlidir. Masanıza gelen her dosyayı dikkatlice incelemeniz kariyeriniz ve saygınlığınız için elzemdir. Mükemmele yakın dilekçeler hazırlasanız da bir dosyanın olgularını değiştiremezsiniz. Hakikat hakikattir ve bunlar bir avukat olarak sizi sınırlayacaktır.

5. İş Fırsatlarını Kaçırmak

Avukatlar, değişen kanunları ve yenilikleri yakından takip etmeleri ve detaylarına hakim olmaları gerektiğini çok iyi bilirler. Zaman zaman gözden kaçırdıkları ise, dış dünyadaki yaşanan hızlı değişimleri mevcut iş modellerine zamanında tatbik edememeleridir.

Örnek olarak, geçmişte iş geliştirme amaçlı uyguladığınız ve kişisel markanızın pazarlamasında işe yarayan teknikler bugün hedef müvekkillerin ilgisini çekmeyebilir. Özellikle yeni nesillerin hukuk sektörüne girmesi veya hukuk hizmetleri alımında karar alıcı haline gelmesi bu olguyla sizi karşı karşıya bırakır.

Yeniliklere açık bir avukatsanız, bir danışmanla çalışmak için asla yaşça büyük olamazsınız, danışmanınız sizden yaşça küçük olsa dahi. Bu amaçla, değer verdiğiniz müvekkillerin görüşlerini alınız. Saygı duyduğunuz müvekkilleri bireysel yönetim ve danışma kurulu toplantılarınıza davet ediniz. Değerli düşüncelerini sizinle paylaşmalarını onlardan isteyiniz.

Bu tarz mentorluk desteği almak, kendi kanatlarıyla uçmak isteyen ama nereden başlayacağını bilemeyen genç avukatlar için de çok faydalıdır. Egonuzu bir kenara koyup, değişen dünya ve piyasa şartlarında size rehberlik edecek bir mentordan destek almanız, kariyerinizde kalıcılık ve sürdürülebilir büyümeyi size getirecektir.

Avukatlar neden kitap yazmalıdır?

Bir Avukat olarak kitap yazmak saygın pazarlamanın ilkelerinden bir tanesidir ve önceden beri bilinen etkili bir ikna yöntemidir. İyi bir makale yazabiliyorsanız, iyi bir kitap da yazabilirsiniz. Peki, neden yazmalısınız?

  1. Otorite. Yazmış olduğunuz bir kitap, potansiyel müvekkiller tarafından o konunun otoritesi olarak algılanmanızı sağlar.
  2. Tanıtım. Bir eser, müvekkil adaylarınızı hukuki konularda karşılaşabilecekleri riskler ve çözüm yollarıyla tanıştırmak için idealdir. Hedeflediğiniz müvekkiller eserinize ulaşabilir, kendi sektörel durumlarını da içeren konularda temel hukuki kaideleri öğrenebilir ve sizinle çalışmaya karar verdiklerinde birlikte nereden başlamaları gerektiğine emin olurlar.
  3. İş mıknatısı. Bir kitap size doğru çok değerli bir çekim gücü oluşturur. Eserinizi internet sitenizde müvekkil adaylarınızın beğenisine sunduğunuzda, size yeni işleri getiren ve telefonlarınızı çaldıran bir güç haline gelir.

Hangi hukuk alanında çalışmalar yaparsanız yapın, yeni işlerin size daha çok gelmesini istiyorsanız, hemen çalıştığınız branşla ilgili bir kitap yazmaya başlayın ve onu basılı veya e-kitap şeklinde potansiyel müvekkillere sunun. Yeni kitabınız sizin ilk adımı atmanızı bekliyor.